Yorulduğumu hissediyorum. Belki farketsen şu an bunu okurken sen de hissedeceksin. Belki de hiç yorgun değilsin. Nereden bilebilirim ki? İlla seni de yorulmuş olarak tanımlamak zorunda mıyım? Bence gerçekten hissetsen sen de yorgunsundur veya herkes elbet biraz yorgundur diyerek illa seni kendi hissettiğim gibi düşünmeye mecbur bırakmak zorunda mıyım? Buraya kadar okuduysanız yorgunluğumun sebebini anlamış olabilirsiniz.

Bazen gerçekten beynimin acıdığını hissediyorum. Kıvrımlarında bir şeylerin dolaştığını hissediyorum ve şu an abartmıyorum. Çünkü zaten abartılardan da yoruldum. Bilincimizin tam ortasına oturmuş abartılı hislerden ve bu hislerin bizi başkalarını yormaktan başka bir şeye itmeyen durumların içerisine sokmasından da yoruldum.

Zor durumdayım.

Ümidimi kaybediyorum.

Birbirimizi anlayamıyoruz. Hadi ama kabul et. Bir şeye eleştiri getirirken dahi içimizde bas bas “aslında sen haklısın, bu tartışma sonunda bir şeyler öğrensen dahi haklı olan yine sensin” diye bağıran seslere kendimizi kaptırmışız. Ben de kaptırdım galiba. Fakat şu an farkedince yazayım da her kaptırdığımda bana bunu hatırlatacak bir şey olsun…

Ümidimi kaybediyorum.

Bir şeye zorla bir duygu beslemek ve bunun sonucunda illa bir kategori içerisine yerleştirilmek zorunda mıyız?

Yani ben benden öncekilerin inşa ettiği bu binada illa bir odaya sahip olmak zorunda mıyım?

Bizim zihnimizde kurduğumuz ve kendi hislerimizle örgülediğimiz, çoğumuzun da kavramlar arasında kaybolduğu ve başkalarının zihinlerinde yer kapmaca oynadığı bu oyunda neden illa başkalarını da kendi oyunumuza dahil etmek zorundayız. Bu haksızlık değil mi?

Kendim dahi göreceli kavramlar arasında kayboluyorsam bile neden sizin zihninizde belirlediğiniz bir dağarcıkta kaybolmak zorundayım?

Ben sen değilim. Sen de ben değilsin.

Seni, beni ve bizleri bu hastalığa iten ne?

Yoruldum…