Siyaset yalandır, onsuz siyaset olmaz”.Bugün birkaç dakika bu klişeden uzaklaşalım. Girdiğimiz her kabın şeklini almak yerine kolektif şuurla kabın şeklini değiştirmeye çalışsaydık siyaset yalandan ibaret olur muydu sorusunu kendimize sorarak yazıyı okumaya başlayalım.

Yukarıda kendimize sorduğumuz soruya cevabınız hayırsa ve zaten kendimiz şekillendiriyoruz diyorsanız, her dönemin siyasilerinin kendi zamanlarındaki mevcut politik karakterden mesul olduğunu anlamanızın zor olacağını zannetmiyorum.

Peki canlı cansız her varlık beslendiği kaynağa göre bir hüviyet kazanacaksa şuan bahsettiğimiz “politik karakter” nereden besleniyor?

  • Yalan
  • İftira
  • Kin
  • Nefret
  • Hoşgörüsüzlük
  • Münferit çıkar odaklılık
  • Menfi eleştiri anlayışı
  • Bencillik
  • Üslupsuzluk
  • Usul bilmezlik
  • Kıskançlık
  • Siyasi mülahazaları göz önünde bulundurarak bitirilen dostluklar
  • Sadece farklı bir partiye mensup olunmasının linçi hakettiğine inanış
  • Niyet, samimiyet ve doğruluk aranmadan şahıs, grup veya partinin değer ve tavsiyelerini lağvetme

Evet, Türk siyasetinin politik karakteri maalesef bu politik kanalizasyondan besleniyor ve bu kanalizasyonun beslediği siyasi atmosferden soluyan herkes belli bir miktarda kokuşmaya, karakter çürüklüğüne maruz kalıyor.

Bu siyasi atmosferi solumaya başlayan herkes(aktif veya pasif) belli bir süre sonra, mevcut kokuya burunları alıştığından dolayı rahatsız olmuyor. Hatta bu atmosferin beslendiği kanalizasyonu beslemek veya besleyenlere alkış tutmak için yüksek bir performans içerisine giriyor.

Çok uzatmadan bir kaç üzücü noktaya değinmeye çalışacağım, zaten içim acıyarak kaleme alıyorum.Daha fazla detaya inmeyeceğim.

  • Biz gençler olarak neden bu çirkin performans gösterisinin içinde bulunmaya çalışıyoruz?
  • Neden önümüzü görmeksizin, sadece benim fikrim doğru, benim grubum haklı anlayışına kendimizi kaptırıyoruz?
  • Neden durum ve olayları toplum adına getirisi olup olmayacağı mülahazasıyla değil de, kişisel mülahazalarla değerlendiriyoruz.
  • Neden toplum sağlığı ve toplum psikolojisi üzerine hiç düşünmüyor, bu gerilimli atmosferde adeta katalizör vazifesi görüp toplum sağlığı adına işlenen sayısız cinayete seyirci kalıyor belki de ortak oluyoruz?

Bu sorular üzerinde düşünülmesi gereken ve daha da çoğaltılabilecek tarzda problemlere şahitlik ediyor. Fakat bence; ruhsal bir hastalığın, sağlıksız bir psikolojinin belirtileri olabilecek bu davranış bozukluklarının sebeplerinden bir tanesi; mevcut siyasilerin ağızlarından damlayan zehrin(nefret söylemi,kutuplaştırma,hedef gösterme,ötekileştirme,şeytanlaştırma,düşman yaratma) medya vasıtasıyla, zaten eğitim adına ciddi mesafe kat edememiş ve ruhsal boşlukta bulunan, neredeyse tüm siyasi gençlik hareketlerine mensup kişilerin karakterlerine enjekte edilmesi olabilir.

Genç hisseden, kendisine genç diyen, ruhu genç, aklı genç, vicdanı genç herkesin; siyasilerin sorumsuzlukları sonucu Türk siyasetinin içinde bulunduğu bu politik kanalizasyondan kurtulması adına; plan ve program üzerine kurulu, saygı ve hoşgörü çerçeveli, kolektif anlayışla bütünleşmiş; tefrika değil, sanat edebiyat ve ortak değerler üzerinden bütünleştirici söylem ve davranışlarla örgülenmiş birlik anlayışı ile hareket edilmesi gerektiğine yavaş yavaş inanmaya başlaması belki de toplum sağlığı adına hayati önem arzediyor.

Bu yazıyı okuduysan senle aynı fikirde olmayan bir dostunla imkanın varsa görüşüp, “birbirimizi sevelim, siyasiler ve çirkin hesaplar uğruna birbirimizi kırmayalım, bu politik kanalizasyondan solumak yerine; Mevlana,Yunus Emre,Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Barış Manço ve daha nicesinden soluyalım” demeyi deneyelim demek çok isterdim ama maalesef nefretin tavan yaptığı güzel ülkemde bu bile neredeyse imkansıza yakın. Fakat ben belkilere yazıyorum, belkide şuan belkilere yazmak lazımdır


İki Şehrin Hikayesi

parasutlusupermen@gmail.com

Sevgi, saygı, ümitle kalın.