Ahmet Şerif İzgören Paraşütlü Süpermen’e Konuştu.

Ahmet Şerif İzgören, kendisini konferanslardan izleyebildiğim kitaplarını okuyabildiğim kadar tanıdığım biriyken, tanışma ve uzun uzun muhabbet edebilme fırsatını elde etmek gerçekten benim ve röoportajı beraber yaptığım takım arkadaşım, kardeşim Osman Fuad Kara için  çok değerliydi.Kurucusu olduğumuz ve beraber yürüttüğümüz fakat yaklaşık 1 sene önce ara verdiğimiz Türkiye’nin ilk sosyal medya bilgi bankası için röportajımızı kabul eden değerli Ahmet Şerif İzgören’e hürmetlerimi sunuyor, ısmarladığı çaylar için de ekstradan teşekkür ediyorum 😀 . Şimdi sizleri röportaj ile baş başa bırakma zamanı.

AHMET ŞERİF İZGÖREN RÖPORTAJI 

Osman Fuad Kara, Yavuz Caner Aktekin

Bir çok seminerinizde “ Ben kişisel gelişimci değilim” diyorsunuz , bunun sebebini öğrenebilir miyiz?

Kişisel gelişim adı altında ülkede duyduğum şeyler çok olumlu değil açıkçası, ne olduğuyla ilgili çok fikrim yok ama bu konudaki ABD kaynaklı kitapları okuduğunuzda daha çok şunlara rastlıyorsunuz; cep telefonu yenileme, araba yenileme, zengin olma, çevrendeki hiçbir şeyi umursamayıp arkadaşının üzerine basma, kendi egonu yüce görme vs… Temel nokta; nasıl zengin olursun, bak ben nasıl arabaya biniyorum sen de binebilirsin.  Açıkçası böyle bir menü insanlar için doğru değil. Çünkü herkesin hayattan beklentileri farklı. Hepimize aynı menüyü verip hadi dediğinde ne oluyor biliyor musun? Ben söyleyeyim; hayal kırıklığı.

Benim kişisel gelişim üzerine bir eğitimim yok biraz daha topluma destek olma, ülkemle ilgili bir şeyler yapma üzerine yazıyorum. Ne kadar beyin cerrahıyım deme hakkım varsa o kadar kişisel gelişim uzmanıyım  deme hakkım var, yoksa ayıp ederim. Eğitim aldığım alanlar; liderlik, yönetim ve iş danışmanlığı üzerine.

Peki özellikle bugünlerde, kişisel gelişim kitaplarına duyulan güvensizliğin sebepleri nelerdir?

İnsanların böyle bir kuşkusu varsa, o kuşkuyu veren insanları gözlemlemek gerekir. Her sektörde iyi ve kötü adamlar vardır diye düşünüyorum. Eminim çok değerli insanlar vardır bu alanda da. Fakat genel anlamda bir sığlık, bir ticari amaç gütme olduğunu herkes hissediyor zaten. Bu hissedilince ise doğal olarak güven de azalıyor.

Gerçekten emek sonucu yazılmış kişisel gelişim kitapları ile ticari amaç ile yazılmış kitapları nasıl ayırabiliriz?

Kaynakça çok önemli. Kuvvetli bir kaynakçaya sahip olup olmaması kitabın değeri açısından da mühim. Kaynakça taramak da bu açıdan çok önemlidir. Mesela ben etik olarak şuna dikkat ediyorum , dolmuşta bir amcadan bile bir şey duysam adını hemen öğrenirim ve bir seminerde veya bir yerde o konuya değindiğim de  mutlaka o amcanın ismini zikretmeye dikkat ederim.

Sizce iyi bir konuşmanın köşe taşları nelerdir?

Buna uzun uzun cevaplar verilebilir ben sadece bir kaç şeye değineceğim. Öncelikle kendin olmalısın. Konuştuğun kitlenin ihtiyacını bilemelisin. Mesela durumu çok kötü olan yerler ziyaret ettim. Orada süslü hayaller satmak, üfürmek herkese kolay fakat onların ihtiyacı bu değildi. Herkesin anlayacağı bir dil kullanmak da çok önemli. Daha sonrasında konuşmaya ne amaçla çıktığını iyi bilmeli insan ve konuşacağı alana hakim olmalı.

Ahmet Şerif İzgören Konuşmalarını nasıl hazırlar ve onlara nasıl hazırlanır?

Benim açımdan bir seminerin hazırlanması en az 2 yıl falan sürer. Bu gerçekten uzun bir süre. Fakat örneği toplamak, hikayeyi, toplamak, filmi oluşturmak, bunların hepsi ayrı emek ve uğraş istiyor. İnsanlar konuşma bittiğinde gerçekten kendine bir şey katabilmeli ve hayatında değişiklik yapma yoluna girebilmeli. Çok okuyorum, çok gözlemliyorum, çok dinliyorum. Temel olarak yaptığım şeyler bunlar. Yanlış mesajlar, üzerine düşünülmemiş şişirme konuşmaların çok kötü sonuçlar doğurduğu çok örneğe rastladım. Mesajın doğru olabilmesi için çaba göstermek fazlaca önemli. Bir de sürekli tanım yapmamaya , insanlara emir cümleleriyle bunu yapın dememeye çok önem gösteriyorum. Çünkü doğru olduğuna inandığın şey doğru olmayabilir. Sen hayal gücünü büyülersin, insanlar yolu kendi bulur.

Sizin başucu kitaplarınız nelerdir?

Biyografileri çok seviyorum. Hıfzı Topuz benim için çok değerli. Stephan Zweig de çok güzel biyografiler yazıyor.

Ahmet Şerif İzgören ’in motivasyon kaynağı nelerdir?

Doğa beni motive ediyor, çocuklarım, deniz mesela çok motive ediyor. İş arkadaşlarım beni çok motive ediyor. 63 kişilik bir ekibiz ve hepsi pırlanta gibi insanlar.Bu arada sokak hikayeleri beni çok motive eder. Sokakta yaşanılmış içerisinde iyilik bulunan tüm hikayeler beni çok ciddi motive ediyor.

Ben o insanlardan etkilendim diyecek olsaydınız, onlar kimler olurdu?

Çok gündelik bir hayat yaşıyoruz , benim örneklerim ananem, babaannem, babam, annem, kız kardeşim… Yani etrafımda model alabileceğim çok iyi kalpli insanlar var. Berber Mehmet amcam var, okuyamamış berber olmuş ama onun ahlakı acayip etkiliyor beni. Şuan piyasadaki sağcı, solcu liderler ve politikacılardan harbiden gram etkilenmiyorum.

Örnek aldığınız hikaye anlatıcıları var mı?

Mesela Doğan Cüceloğlu’nu sahnede dinledim kesinlikle çok iyi, Müjdat Gezen ile tanışma fırsatım oldu. Kağıt çıkarıp not aldım acayip derecede bilgili. Küçüklüğümüzde Bal Mahmut diye bir adamı hatırlıyorum çok iyi hikaye anlatırdı. Ben hikayeyi kısa ve direkt anlatırım. Anlatıcılık açısından bakıldığında İsmail Üstel konuşur bayılırsın, Semih Sergen  ile bir dostluğumuz oldu, şurada çay nasıl demlenir diye anlatsın böyle dinlersiniz. Ben onun onda biri etkileyicilikte anlatamam. Bu arada Müjdat gezen bana bir ara telefon açtı, kitaplarını okuyorum çok güzel ama çok kötü fıkra anlatıyorsun dedi 😀

İzmir Ahmet Şerif İzgören için ne anlam ifade ediyor?

İzmir’in birkaç çok güzel yanı var, mesela yolda siyahi insanlar görürsün , Osmanlı döneminde Mısır’dan Arabistan’dan gelen insanlar buralı olmuş, kaynaşmıştır ve halk da benimsemiştir. Etnik kökenin ve inancın en az sorgulandığı yerlerden bir tanesi İzmir’dir. En çok okunan yerlerden birisidir. En az kornanın çalındığı yerlerden bir tanesidir. Yerel kültür çok korunmuştur ve saygı düzeyinin en yüksek olduğu şehirlerden biridir. Gece eşin çocuğun çıkıp gezeceği zaman en az rahatsız olacağın yerlerden biridir. Bisikletle yaşlı bir amca gezerken en az insanın dönüp bakacağı yerlerden biridir. Bu yüzden çok değerli bir yerdir. Ben aslında tam İzmirliyim dersem ayıp olur çünkü tüm büyüklerim Manisa’nın Demirci ilçesinden ama ben burada doğup büyüdüm. Egeliyiz deriz biz ailecek .Her yerin ayrı özelliği vardır ama deniz, kitap burayı çok değiştiren şeylerdir. Bide midye dolma , acayip severim 😀

Siz Ahmet Bey olarak Şerif Hoca ile röportaj yapsanız soracağınız soru ne olurdu?

Küçükken yaşamak istediğin ülke bu muydu diye sorardım. Cevabımsa kesinlikle hayır olurdu. Daha iyi bir ülke olacağını umardım. Bu kadar kamplaşmanın olmadığı bir ülke olsun isterdim. Mesela bu kadar kadar trafiğin olmayacağı bir yer umardım. Bakın şuraya yürüyerek geldim, kaldırımda bırak engellilerin yürüyebileceği yeri engelsiz biri için bile düzgün bir alan yok. Çok plansız bir ülke, eğitime verdiği değer de can acıtası…

Beden dili eğitimi almış olmanız herhangi bir önyargı oluşturuyor mu , oluşturuyorsa bunu nasıl kırıyorsunuz?

Başlangıç düzeyindeysen o öyle mi, bu şöyle mi diye bakıyorsun ama bunu öğrenmiş, içselleştirmiş ve profesyonelleşmişsen gram ilgilenmiyorsun. Çünkü koskoca iş hayatının bir damlasından bahsediyoruz. Ana konuyu öğrendikten sonra çok detaylı öğrenmeye kesinlikle gerek olmayan bir konu. Kontrolsüz ve fazlaca üzerine gitme yapaylaştırır insanı.

Film tavsiye edecek olsanız, hangi filmleri tavsiye ederdiniz?

Ölü Ozanlar Derneği. Son Samuray; Amerikan filmi olmasına rağmen sistemi eleştirme cesareti olan bir film. 60’ların siyah beyaz filmlerini seyretmeyi seviyorum. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ; ancak öncesinde Ahmet Uluçay’ın hayatını okuyup filmi öyle seyrederlerse müthiş anlam kazanır o zaman.

Ahmet Şerif İzgören Röportaj sonunda ek olarak şunlardan bahsetti

Ek olarak bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bundan iki sene önce Manisa Demirci’de bir araziye gittik. Dediler ki bir grup kayısı ağacı ilaç yok diye dökülüyor. Dökülüyor dedikleri şey de organik kayısı. Avrupa’da belki kilosu 15-20 Euro çok pahalı bir şey. Dedim bunları Avrupa’ya satsanız, dediler ki bizim burada olmaz. Dünyaya niye satmıyorsunuz, dökülüyor gidiyor dedim. Benim bir kitabım var Karaoklar Çetesi diye çiftliğin adını da Karaoklar Çiftliği koyduk ve oraya danışmanları getirdik organik tarım yapmaya başladık. Ama ilk iş dershane kurduk içine ve dedik ki danışmanlara buraya gelip köylülere eğitim de verir misiniz? Acayip sevindiler, nasıl olsa geliyoruz dediler. Kadınlar çocuklar geliyor ama adamlar kahvede okey oynuyor, gelmiyorlar. Badem ağaçları da dikildi oraya ve bu sene dünya ekolojik tarım örgütü bir yarışma açtı. Türkiye ve Almanya’nın en iyi organik tarım çiftliğini seçeceklerdi. Almanya’dan 400-500 çiftlik başvurdu , Türkiye’den 168. Biz de başvurunca dediler ki iki yıllıksınız ötekiler on yıllık, on beş yıllık… Kazanamayacağımızı biliyoruz ama denetlemeye geldiklerinde öğreniriz bakın şu yanlış bu yanlış gibisinden… Neyse devam edeyim.İlk 20’ye kaldık. Türkiye’de herkes şaşırdı. Üç ay önce aradılar. Türkiye’nin en iyi organik tarım çiftliği seçildi Karaoklar çiftliği. Dünya ekolojik tarım örgütünün Türkiye’de ETO (ekolojik tarım organizasyonu) diye bir yapısı var  ve onun başında Atilla Ertem bey var. O aradı beni dedi ki ‘yani iki yılda nasıl oldu’? Dedim ki ilk iş tarlaların ortasına dershane kurduk. Benimle alay etmişlerdi en başta. Tarlaya dershane kurmuş adam falan. Şimdi amfi tiyatro da kuracağız oraya. Pablo Neruda diyor ki 1954’te Santiago Üniversitesi’nde: “Bilgi bir ışık gibidir, sızacak bir yer bulur ve içeri girer.” Bu ülke yıllarca bilgiye kapılarını kapattı.

Mesela Yavuzcum, Osmancım sizin bu üzerine çalıştığınız projeyi bana anlattılar. Size destek vermek istedim çünkü bilgiyle ilgili bir iş yapıyorsunuz. Bu yaz örneğin o dershanenin olduğu yerde kamp yapacağız ve Bingöl’den ve Ege’den 10’ar çocuk geliyor. Hepsi aynı ortamda beraber kalıp kamp yapacak. O çocuklara dürüstlük, üretim ve iyilik eğitimi vereceğizve ama asıl amaç Bingöllü ve Egeli çocukların beraber aynı çadırlarda yatıp kalkması, bu ortamı paylaşması. Bu çocuklara yarın siyasetçiler, teröristler; birbirinize ateş edin dediğinde bu çocuklar etmez. Göreceksiniz bir 10 yıl sonra orada binlerce çocuk kamp yapacak. Son olarak gençlere siyasetten uzak ve bilgiye açık olmalarını çok öneriyorum. Röportajınız zevk verdi. Ben konuşmaktan mutluluk duydum teşekkür ediyorum.

 

AHMET ŞERİF İZGÖREN ‘E TEŞEKKÜRLER…

DEĞERLİ KARDEŞİM, DOSTUM OSMAN FUAD KARA’YA TEŞEKKÜRLER…